I. Genel Olarak

Bilindiği üzere; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 35’inci maddesi uyarınca öğretim elamanı yetiştirilmesi amacıyla araştırma görevlisi kadroları, yüksek lisans ya da doktora öğrenimi için başka bir üniversiteye YÖK tarafından geçici olarak tahsis edilebilmektedir.

Uygulamada; gönderen üniversiteler, başka üniversitede yüksek lisans ve doktora öğrenimi alacak olan ÖYP kapsamındaki araştırma görevlilerinden taahhütname ve kefalet senedi (kısaca, “yüklenme senedi”) imzalamasını istemektedirler. Söz konusu yüklenme senetlerinde genellikle, yüksek öğrenim süresince gönderen üniversitece yapılan masraf ve ödemelerin %50 fazlası ile birlikte ödeneceği şeklinde hükümlerin yer aldığı görülmektedir.

Aşağıda görüleceği üzere; işbu yazımızda, kamu görevi sıfatını haiz araştırma görevlilerinden yüklenme senetlerin alınmasının 1982 Anayasası’na aykırı olduğuna dair düşüncemize temel nedenleri ile birlikte yer vermiş bulunuyoruz.

II. İlgili Düzenlemeler

2547 sayılı Yükseköğrenim Kanunu’nun 35’inci maddesi uyarınca başka bir üniversiteye gönderilen öğretim elemanlarına imzalattırılan yüklenme senetleri ile ilgili mevzuatta yer alan düzenleme, Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmelik‘in 4’ncü maddesidir. Anılan maddenin 4’üncü fıkrasına göre, “Görevlendirme veya atama işleminden önce adaylardan, kendilerine kadrosu tahsis edilen üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsünde 2547 Sayılı Kanunun 35 inci maddesi şartları içinde lisansüstü eğitim-öğretim süresi (tatiller dahil) kadar mecburi hizmeti yerine getirmek zorunda bulunduklarına dair bir taahhüt ve kefalet senedi alınır. Bu senette ilgili araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim – öğretimlerinin tamamlanmasından ne kadar süre sonra kadroyu tahsis eden üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne döneceğini belirten bir hüküm de yer alır.”

Yukarıda anılan Yönetmelik’in 2’inci maddesinde, işbu Yönetmelik’in 2547 sayılı Kanun’un 35’inci maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiştir.

2547 sayılı Kanun’un 35’inci maddesi aşağıdaki gibidir:

“Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler.

Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler.

Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu mecburi hizmet, eş durumu ve sağlık mazeretleri hariç olmak üzere başka yükseköğretim kurumlarında ve kamu kurum ve kuruluşlarında yerine getirilemez. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır. ”

III. Anayasa’ya Aykırılık Durumu

Yukarıda açıkça görüldüğü üzere; 2547 sayılı Kanun’un 35’inci maddesinde taahhütname veya kefalet senedi imzalanması gerektiğine ilişkin bir yükümlülük öngörülmemiştir.

Bu aşamada hemen vurgulamak isteriz ki; 1982 Anayasası‘nın 128’inci maddesinin 2’nci fıkrasında, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır. Önemle vurgulamak isteriz ki; kanunlarda düzenlenmemiş bir alanda yürütmenin subjektif hakları etkileyen kural koymak yetkisi bulunmamaktadır (Anayasa Mahkemesi, E.1985/12, K.1985/7, T.27/09/1985).

Yüksek öğretim kamu hizmeti sunan ve Yükseköğretim Kanunu’ndaki esaslara göre ilan olunan bir kadroya bağlı olarak istihdam edilen araştırma görevlilerinin kamu görevlisi sıfatını haiz olduğu açıktır. Diğer taraftan; taahhütname ve kefalet senetlerinin araştırma görevlilerine yükümlülük getirdiğine şüphe bulunmamaktadır. Şu halde; işbu yükümlülüğün kanunda değil de yönetmelikte düzenlenmiş olması açıkça Anayasa’ya aykırıdır.

Dahası; 2547 sayılı Kanun’un 35’inci maddesinde kefalet senedi imzalanmasına ilişkin herhangi bir yükümlülük bulunmamasına karşın aynı maddeye dayanılarak hazırlanan Yönetmelik’te böylesi bir yükümlülüğün öngörülmüş olması, normlar hiyerarşisi ve kanunilik ilkesine de aykırıdır.

Sonuç olarak; yasal dayanağı olmayan bir düzenleme esas alınarak araştırma görevlilerinden alınan taahhüt ve kefalet senetleri hukuka ve Anayasa’daki ilkelere açıkça aykırıdır. Bu nedenle, yüklenme senetleri ile ilgili olarak açılan menfi tespit, iptal veya alacak davalarında sunulacak dilekçelerde, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun‘un 40 ve devamı maddeleri uyarınca Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunmanın yerinde olacağı kanaatini paylaşmak isteriz.