I. Genel Olarak
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 35’inci maddesin 2’nci fıkrasında, öğretim elamanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadrolarının, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebileceği öngörülmüştür. Aynı fıkranın son cümlesinde ise bu şekilde doktora, tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanların, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine döneceği düzenlenmiştir.

2547 sayılı Kanun’un 35’inci maddesinin son fıkrası ise şu şekildedir: “Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu mecburi hizmet, eş durumu ve sağlık mazeretleri hariç olmak üzere başka yükseköğretim kurumlarında ve kamu kurum ve kuruluşlarında yerine getirilemez. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır”.

2547 sayılı Kanun’un 35/3’üncü maddesinde öğretim elemanlarının mecburi hizmet yükümlülüğünü, eğitimin sonunda dönecekleri üniversite yerine getirmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Ancak anılan fıkrada eş durumu ve sağlık mazeretlerini hariç tutulmuştur. Yani; eş durumu ve sağlık mazeretleri nedeniyle mecburi hizmet yükümlülüğünün başka yüksek öğretim kurumlarında veya kamu kurum ve kuruluşlarında yerine getirilmesi mümkündür.

Peki, ne eş durumu mazereti ne de sağlık durumu mazereti olmayan (vay olup da bu mazeretleri için öngörülmüş özel şartları taşımayan) bir araştırma görevlisi, mecburi hizmet devrinin başka bir üniversiteye devrini isteyebilir mi? İşte bu makalemizde bu soruya cevap aranacaktır.

II. Sorunun Tespiti
Öncelikle yukarıdaki soruya yanıt ararken şu hususu belirtmek isteriz: Eş durumu veya sağlık mazeretleri dışındaki bir başka nedene dayalı olarak mecburi hizmet yükümlülüğünün devri konusunda Danıştay’ın yerleşik, açık ve istikrarlı kararları bulunmamaktadır. Ulaşabildiğimiz konu ile ilgili Danıştay kararları arasında farklılıklar ve çelişkiler olduğu; söz gelimi bazı kararlarında eş durumu veya sağlık mazereti olmayan araştırma görevlisinin mecburi hizmet yükümlülüğünün devrini kabul ettiği ve fakat diğer bazı kararlarında ise bunu kabul etmediği görülmektedir.

Uygulamada, başka bir üniversitede açılan kadroya başvurup kabul araştırma görevlileri için kabul alan üniversitenin, kadronun bulunduğu mevcut üniversiteye mecburi hizmet yükümlülüğünün devrine muvafakat talep ettiği görülmektedir. Eğer rektörlük devre muvafakat verirse bu hususu Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) bildirmektedir. Hem kadronun bulunduğu üniversite rektörlüğü hem de YÖK muvafakat verdiğinde, mecburi hizmet yükümlülüğü kabul alınan üniversiteye devredilmektedir.

Diğer yandan; bazen söz konusu muvafakat devri için üniversite rektörlüğünün muvafakat vermediği görülmektedir. Yine; üniversite rektörlüğü muvafakat verdiği hallerde bu durumu YÖK’e bildirip YÖK’ten de muvafakat istendiği ve fakat YÖK’ün muvafakat vermediği de görülmektedir. Kadronun halihazırda bulunduğu rektörlük ve/veya YÖK muvafakat vermezse, bu karar kadrosuna kabul alınan üniversiteye bildirilmektedir. Böyle olunca mecburi hizmet yükümlülüğü devredilmeyen araştırma görevlisi kabul aldığı üniversite kadrosuna geçiş yapamamaktadır. Bu durumla yüzleşen araştırma görevlisinin ise üç seçeneği bulunmaktadır: (i) mevcut kadrosunda ve üniversitesinde mecburi hizmet yükümlülüğünü ifa etmeye devam etmek, (ii) Muvafakat verilmemesine ilişkin idari işleme karşı iptal davası açmak veya (iii) görevinden istifa ederek kabul aldığı kadroya geçmek.

Araştırma görevlisinin istifa yolunu seçmesi halinde bu kez üniversite, Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesi çerçevesinde araştırma görevlisinin imzaladığı taahhütname ve kefalet senedi uyarınca hesapladığı borcu ödemesi için araştırma görevlisine ihtarname göndermekte ve borcun yapılandırılabileceği hususunu ihtar etmektedir. Şayet araştırma görevlisi, ihtarnameye cevap vermez, borcu yapılandırmaz, yapılandırmış olsa bile ödemezse bu sefer üniversite iddia ettiği alacak için icra takibi başlatmakta veya doğrudan alacak davası açmaktadır. İşbu taahhütnamelerin hukuka aykırı olduğu ve bu kapsamda üniversitenin alacak hakkının olup olmadığı ayrı bir konudur ve bu husustaki yazımıza şuradan ulaşabilirisniz.

III. Eş Durumu veya Sağlık Mazereti Olmaksızın Mecburi Hizmet Yükümlülüğünün Devri

Eş durumu veya sağlık mazereti nedeni olmayan araştırma görevlisinin, muvafakat verilmemesine ilişkin rektörlük ve/veya YÖK kararına karşı başvuracağı yol, iptal davası açmaktır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bu hususta yerleşik hale gelmiş istikrarlı Danıştay kararları bulunmamaktadır. Diğer yandan, Danıştay’ın kimi kararlarında kamu yararını gözeterek mecburi hizmet devrine muvafakat verilmemesine dair Röktörlük veya YÖK kararının hukuka uyarlığı bulunmadığına dair tespitleri bulunmaktadır.

Örneğin Danıştay’ın 2017 yılında verdiği bir kararına konu olayda; B Üniversitesi’ndeki araştırma görevlisi, E Üniversitesinde açılan kadroya kabul almış, E Üniversitesi B Üniversitesi’ne mecburi hizmetin devri için başvurmuş, B Üniversitesi devri uygun görmüş ve fakat YÖK bu devre muvafakat vermemiştir. Davacı YÖK’ün bu kararına karşı dava açmış, ilk derece mahkemesi olan ilgili İdare Mahkemesi, kamuya ait bir üniversiteden yine kamuya ait başka bir üniversiteye üst bir akademik unvanla atanmak isteyen davacıya ihtiyaç durumunu en iyi bilebilecek kendi üniversitesinin de muvafakat vermiş olması nedeniyle dava konusu işlemin (YÖK’ün muvafakat vermeyen kararının) iptaline karar vermiştir. Bu karara karşı YÖK temyiz başvurusunda bulunmuş ve dosyayı inceleyen Danıştay, ilk derece mahkemesinin kararın usul ve kanuna uygun olduğunu tespit edip kararı onamıştır. Daha basit bir söylemle; YÖK’ün muvafakat vermeyen kararı, kesin olarak iptal edilmiştir. Ancak hemen belirtmek isteriz ki; bahsi geçen 2017 tarihli bu karar oyçokluğuyla alınmış olup karşı oy bulunmaktadır. Karşı oy, karara katılmayan hakimlerin oyudur. Söz konusu karardaki karşı oy incelendiğinde, 2547 sayılı Kanunu’nun yukarıda anılan 35’inci maddesinin son fıkrası uyarınca yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanlarının mecburi hizmetlerini kadrolarının bulunduğu yükseköğretim kurumunda yerine getirmelerinin zorunlu olduğu, ayrıca dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte mecburi hizmet yükümlülüğünün devrine açıkça izin veren bir mevzuat hükmü bulunmadığı gerekçesine yer verildiği görülmektedir.

Danıştay’ın benzer koşulları içeren 2015 yılına olan iki kararında da aynı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir.

Diğer yandan; 2019 yılında verdiği bir kararına konu olayda, davacı araştırma görevlisi, Ç Üniversitesi’nden Y Üniversitesindeki yardımcı doçent kadrosuna atanması için muvafakat verilmemesine dair kararın iptali için dava açmış, davada Ç Üniversitesi araştırma görevlisine ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir. İlk derece mahkemesi (İdare Mahkemesi), araştırma görevlisinin atanmak istediği yardımcı doçent kadrosunun, bulunduğu kurumda ifa ettiği araştırma görevlisi kadrosundan daha üst bir görev olduğu, atanmak istediği yerde daha verimli olabileceği ve kendisini geliştirebileceği hususlarına dayanarak, Ç Üniversitesi’nin muvafakat vermeyen kararını iptal etmiştir. Üniversite karara karşı temyiz başvurusunda ve bulunmuştur. Dosyayı inceleyen Danıştay, 2547 sayılı Kanun’un 35/son fıkra uyarınca öğretim elemanlarının mecburi hizmetlerini kadrolarının bulunduğu yükseköğretim kurumunda yerine getirmeleri yasal bir zorunluluk olduğunu, bu yükümlülüklerini yerine getirmeden kadrolarının bulunduğu yükseköğretim kurumunu onay vermesi konusunda yargı yoluyla zorlama olanağı bulunmadığını, muvafakat taleplerine olumlu yanıt verilmesinin gelişmekte olan üniversitelerde nitelikli akademik personel açığına sebep olacağını ve bu nedenlerle dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

III. Sonuç
Yukarıda görüldüğü üzere, Danıştay’ın birbirinden farklı kararları bulunmaktadır. Bu nedenle, eş durumu veya sağlık mazereti bulunmayan araştırma görevlilerinin mecburi hizmet yükümlülüğünün devrine muvafakat vermeyen idari işlemlerin iptaline ilişkin olarak kesin tespitler yapmamız mümkün değildir.

Diğer yandan; bazı şartlarda, kamu hizmetinin bütünlüğü ve devamlılığı ilkesi gereğince araştırma görevlisinin verimliliklerinin en yüksek olduğu ve hizmetlerinden en yüksek oranda yararlanılacak bir biçimde çalıştırılmasının kamu yararına olacağını düşünmekteyiz. Bu nedenle; aşağıda ifade etmeye çalıştığımız şartlarda, mecburi hizmet yükümlülüğü bulunan ve fakat eş durumu veya sağlık mazereti bulunmayan araştırma görevlilerinin bu yükümlülüklerinin devrinin mümkün olduğunu düşünmekteyiz. Hemen belirtmek isteriz ki; aşağıda yer alan şartlar, kamu yararı, kamu hizmetinin bütünlüğü ve devamlılığı ilkeleri gözetilerek oluşturulan kişisel çıkarımlardır; yoksa Danıştay’ın veya idare mahkemelerin bu yöndeki kesin, açık, istikrarlı kararları bulunmamaktadır. Ayrıca kişisel mütalaaya dayanan bu şartların birbir olması da gerekmemektedir.

  1. Araştırma görevlisi mevcut görevinden daha üst bir göreve kabul almalıdır,
  2. Kadronun bulunduğu üniversite, araştırma görevlisine ihtiyacının bulunmaması veya kadroya kabul alınan üniversitenin daha çok ihtiyacının bulunması gerekir,
  3. Kadroya kabul alınan üniversitenin daha yeni kurulan ve gelişme sürecinde olması gerekir,
  4. Kabul alınan bölümdeki akademik kadronun sayısının, mevcut üniversitedeki bölümdeki kadro sayısından daha az olması gerekir,
  5. Kadroya kabul alınan üniversitenin de devlet üniversitesi olması gerekir.

NOT: Tekrar vurgulamak isteriz ki; yukarıdaki şartların hepsinin var olması açılacak iptal davasının yüzde yüz kazanılacağı anlamına gelmemektedir. Zorunlu hizmet konusunun hukuk alanında da tartışmalı bir alan olduğu, mahkeme kararlarının kendi içinde çelişkili olduğu akılda tutulmalıdır. Çok fazla üzerinde çalışmayan bir konu olması hasebiyle bu yazıda, mecburi hizmet yükümlülüğü nedeniyle zor durumda kalan değerli akademisyenlerimize genel bir bilgi vermek amaçlanmıştır.